Manisa Tıp Tarihi Müzesi
(0236) 232 98 19
tiptarihimuzesi@hotmail.com

Tarihçe

 

Hafsa Sultan Şifahanesi Tarihsel Geçmiş

     Manisa’nın tarihi kimliğiyle özdeşleşmiş bir marka değer konumunda bulunan Mesir Macunu ve mesir saçımı, 478.  kez bu yıl kutlandı.  Bu tören, geçmişi itibariyle, 5 asır gibi büyük bir zaman sürecinde devam etmekte olan Türkiye’nin hatta dünyanın nadir sosyal etkinliklerindendir.  Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Ayşe Hafsa Sultan (1480- 1534), Osmanlı devlet geleneği gereği oğlunun Saruhan Sancağı başına şehzade olarak atanmasıyla bu şehre gelmiş, hem oğlunun yetişmesinde hem de bulunduğu şehrin sosyal hayatında ihtiyaç gördüğü veya eksiklik bulduğu alanlarda yapmış olduğu büyük katkılarla öne çıkmıştır. Adını taşıyan vakıf marifetiyle inşaa ettirdiği Sultan Camii ve Külliyesi(1522-1539), Manisa’nın günümüze kadar gelen önemli  tarihi eserleri arasındadır. Bu külliye merkezde Sultan Camii, Medrese, Şadırvan, Sıbyan Mektebi, Hankah, İmarethane ve onun ölümünden sonra oğlu tarafından tamamlanan Hamam ve Şifahane(Daruşşifa)den ibarettir.  Hafsa Sultan Şifahanesinin önemi ve tarihteki yeri, bizzat mesir macununun karıldığı yer olarak bilinmesi yanında özellikle yolcu, işçi, tüccar, parasız, garip-gurebaların ister Müslim ister gayri Müslim olsun, ister erkek ister kadın hastaların derdine çare olan; hastalıklarına şifa vermesidir. Bugünkü anlamda tam teşekküllü bir hastane nasıl güçlü donanıma; nasıl bir zengin kadroya sahipse, şifahane de zamanının en ileri sağlık merkezlerindendi. Manisa’nın şehzade şehri olmasından da kaynaklanan  bu durum,  pek çok sancakta bulunmayan Kehhal (yani göz cerrahı), Hafsa Sultan Şifahanesi kadroları içinde vardı  ve başhekimden sonra (günlük 6 dirhem ücret alan) en önemli kişiydi .

 

Resim:  Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Şifahanesi Tıp Tarihi Müzesi giriş kapısı

 

Manisa Darüşşifası, 16-17. asır Osmanlı tıbbının genel durumu için dünyanın en ileri tıp uygulamalarının yapılabildiği, bir anlamda İslam tıbbının da önde gelen yerlerindendi denilebilir. Mesela 16. yy da Fatih Sultan Mehmet başhekimi  Şerafettin Sabuncuoğlu’nun meşhur kitabı Cerrahiyetül Haniyyeden öğrendiğimiz kadarıyla dönemin Kehhal(göz cerrahı)leri, göze inen ak olarak tarif ettikleri katarakt  operasyonu yapabilmekteydiler. Bu ve bunun gibi benzeri uygulamalarda kullanılan aletlerin özellikleriyle günümüz operasyonlarında kullanılan alet ve cihazların teknoloji ile arttırılmış fonksiyonları dışında temelde benzerlik göstermesi pek çok doktoru ve bu konuyla ilgili kimseleri şaşırtmaktadır. Mesela katarakt müdahalelerinde 30 ve 45 derece açılı mibza(neşter)lerin kullanılması gibi.  Hasılı şifahaneye tedavi için gelen veya getirilen biri, hiçbir ücret ödemeden tedavi görmekte, ihtiyaçları karşılanmakta(yıkanma, temiz ve yeni giysiler giydirilmekte) idi.

 Manisa’nın bir marka değer olan  Mesir Macunu’nun şifahanede dualarla karılması, üretilmesi,  şifahanenin halk(teba) nazarında rolü ve itibarını arttırmıştır. Dönemin önemli alim ve hekimlerinden olan Merkez Muslihiddin Efendi’nin 1523-1529 yılları arasında Manisa’da görevde iken onun terkibi olan 41 çeşit(..Tarçın, Karabiber, Yenibahar, Karanfil, Çörek Otu, Hardal tohumu, Anason,  Kişniş, Zencefil, Hibiskus, Zerdeçal, Hindistan Cevizi, Rezene, Kebabiye, Sinameki, Sarıhalile, Vanilya, Darı Fülfül, Kakule, Havlıcan, Hıyarşembe, Safran, Kimyon, Çam Sakızı, Mürsafi, Meyan Balı, Zulumba, Limon Kabuğu, Portakal Kabuğu, Deve Dikeni Tohumu, Keten Tohumu, Keçiboynuzu, Udi Hindi, Isırgan Tohumu, Akbiber, Üzüm Çekirdeği, Hayıt Tohumu, Biberiye, Funda Yaprağı, Melisa Otu, Topalak kökü, Karahalile.) baharattan oluşturduğu Mesir Macunu, Hafsa Sultan’ın baharla başlayan halsizlik, yorgunluk hatta güçsüzlük gibi rahatsızlıklarına iyi gelmiştir. Benzer şikayetlerin bahar başlangıçlarında yaygın olmasını öğrenen Sultanın kendisine iyi gelen macunun (Türklerin kadim törenlerinden olan ve her bahar başlangıcı Nevruzda) halka dağıtılması emrini vermesi üzerine macunun üretimi başlarda saray(Saray-ı Amire) mutfağında yapılmaya başlanmıştır. Mesir macunu dağıtımının başlarda sorun olmasa da zamanla büyük halk kitlelerine dağıtımı gerekince macunun şifa özelliği(yılan böcek ısırması başta olmak üzere bağışıklık sisteminin güçlendirici olması) dolayısıyla hem üretimi hem dağıtımı için en uygun yer olan Şifahanedede üretilmesi( ki uzun süreli yatan hastalar için meşguliyet terapisi yerine de geçeceğinden), Sultan Camii minare ve kubbelerinden halka saçımı yoluna 478 sene önce gidilmiştir.

  1522 de tamamlanan Sultan Camiinin külliyesi içerisinde yer alan son iki ünite hamam ve şifahane diğer adıyla darüşşifa, Hafsa Sultanın vefatından 4 yıl sonra oğlu Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1539 yılında tamamlanmıştır. Merkez Efendi’nin Manisa’da bulunduğu yıllar içinde (1525-29) mesir macunu terkibini yaptığı düşünüldüğünde Macunun ilk defa hazırlaması şöyle böyle Şifahanenin yapımından bir on yıl önce olduğu anlaşılmaktadır. Sultan Camii tamamlandıktan bir kaç yıl sonra Merkez Efendi Manisa’ya geldiği ve mesir macununu bu süre içinde de kardığı anlaşılmaktadır. Merkez Efendi’nin Manisa bağlantısı ve yaptığı iş konusunda H.1303/M.1885 tarihli Aydın Vilayet Salnamesi[1]’inde “..bu sırada Hatuniye Camii şerifindeki dulhanede icrai tababetle meşgul bulunan ve Dersaadette defini hak-i itirnak ve Merkez Efendi namıyla şöhret yab olan Şeyh Musa Muslihiddin ( Kudise Sırruhu) hazretlerinin rey ve tensipleriyle Tıbbi kadim ahkamına tevfikan bir macun tertip ve bunun küçük küçük kağıtlara sarılarak her sene nevruzunda Salifu’z zikr Sultan Camii şerifinin kubbesinden halka saçılması ve bu sebeple bir cemiyet akd edilerek oraların git gide şenlendirilmesi tasvip kılınmıştır”. Aydın vilayeti (1308 -1891) salnamesi’nde[2] ise, “ol vakit Bimarhane, Tab-hane namıyla ma’ruf olup, idare-i tıbbiyesine dahi Merkez Efendi merhum memur olmuş ve halkı o civarda iskana teşvik için (mesir) denilen ve 41 nev-edviye’i nebatiyeden imal edilen macunu terkip ile nevruzda Sultan Cami kubbesinden saçtırmağı ihtira eylemiştir” denmektedir.

 Yukarıda 19. yy.son çeyreğine ait yer alan bu iki belgede öne çıkan ana temalar, (1885 Salnamesinde); mesir macununun Hatuniye Camii yakınındaki Dulhane’de görevli Merkez Efendi tarafından formüle edildiği, her yıl nevruzda saçıldığı, Sultan Camii etrafında oluşturulmak istenen yeni mahalleye iskanı teşvik amacıyla yapıldığı, mesir macununun karıldığı yer olarak 1891 Salnamesinde  Dab’hane (düşkünler evi haline gelmiş) şifahaneden bahsedilmektedir.

Hafsa Sultan Şifahanesi,  son yüzyıl hariç Manisa ve havalisinde karşılaşılabilecek her türlü hastalık, salgın, yaralanmaların teşhis ve tedavi edildiği, tam teşekküllü bir sağlık merkezi olduğu açıktır. Son yüzyıl içerisinde adına tahsis edilmiş vakıf gelirlerinin zamanla azalması sebebiyle maliyet itibariyle en düşük hasta grubu olan akıl ve ruh hastaları ve düşkünler artık yegane tek hasta modeli olmuş, bu durum halk nezdinde şifahanenin tımarhane olarak anılmasına ve tanınmasına sebep olmuştur.

 

[1] 1303 (1885)Aydın Salnamesi 1886 İzmir 1303- Aydın Vilayet Matbası.

[2] 1308 (1891) Aydın Salnamesi İzmir Vilayet Matbası s.330-332.

Plan ve Mimari Özellikler

Hafsa Sultan Şifahanesi günümüze ulaşmış mimari formuyla  enine dikdörtgen simetrik kuzey duvarı dışa taşmış çok kubbeli bir yapıdır. Kubbeler sekizgen kasnaklı olup kasnakların yanından ocakların bacaları yükselir. Kasnak ve duvar saçağında iki sıra kirpi dişler yer alır. Darüşşifanın güneydeki giriş yönü hariç her yönde eyvanlar da dahil üçer oda bulunur. Kuzey ve güney kanattaki odalar hariç diğer odalar kare planlı ve üzerileri kubbe ile örtülüdür. Kuzeydeki eyvanın ve güneydeki giriş revakının iki yanındaki odalar, enine dikdörtgen planlıdır. Üzerini kubbe ve sivri beşik tonoz örter. Odaların avluya bakan yönlerinde birer, ocak nişi ile dışa açılan birer penceresi bulunur. Köşe odalarının iki penceresi vardır. Avlu tüm odalara bakar ve ortasında sekizgen bir fıskiyeli havuz bulunur[1]. Yapının zaman içerisinde birkaç defa elden geçtiği çeşitli restorasyonlara tabi olduğu ve son olarak 1960 restorasyonu binanın günümüze ulaşan son halini yansıtır. Ancak 1911 de bu binaya ait krokisinde anlaşıldığına göre bina dış avlusunda 3 adet nisa koğuşu, baştabip odası, ecza deva birimi, gardiyan birimi, 2 adet nisa helası, bir çeşme, hizmetli odaları, çamaşırhane, ihtiyaçhane gibi birimler ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır. Bu birimlerin 1922 Manisa yangınında tahrip olup  kullanılmaz hale gelmesinden sonra 1948- 1962 arasındaki  eski fotoğraflardan bina dışında yaklaşık 2 metre yüksekliğinde pervaz duvarla çevrelendiği ancak bununda 1962 restorasyonu öncesinde yıkıldığı, restorasyonu sonrasında ise yeniden yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Şifahanenin giriş kapı üstünde 6 satırlık istifli nesih yazılı kitabesinde; binanın ne amaçla, kimin adına kim tarafından yapıldığı ne zaman inşa edildiği açık olarak edebi bir üslup ile düşülmüştür. Kitabenin son satırında yer alan “ di tarihi makamı afiyettir” ifadesi ebced hesabına göre Hicri 946’ya isabet etmekte ve bu yapının Miladi 1539’da Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamamlandığını açık ve net olarak belirtmektedir. Mülkiyeti vakıflar genel müdürlüğüne ait olan Hafsa Sultan Şifahanesi 1962-1964 restorasyonu sonrasında Sağlık Bakanlığına tahsis ile 25 yıllığına devredilmiş, bakanlık bu süre içerisinde  Manisa İl Sağlık Müdürlüğü marifetiyle bu yeri  “Sağlık Müzesi” adı altında halkın genel sağlık konularında bilgilendirilmesi, genel sağlık ve salgın hastalıklar konusunda bilgilendirme temalarını içeren çeşitli poster, broşür, bir kısım araç gereçler yer almıştır[2]. Çeşitli seminer ve toplantılarla da burada sosyal etkinliklerinde yapıldığı anlaşılmaktadır.

 

                Şifahanenin Üniversiteye Tahsisi ve Müzeye Dönüştürülmesi

1990’da 25 yıllık süre dolmasına rağmen binanın tahsisi için bakanlık yeniden müracaatta bulunmamış, 1996’da Celal Bayar Üniversitesine devredilene kadar 6 yıl her hangi bir kuruma aidiyeti olmamıştır. 1994’ün son aylarında vali Necati Çetinkaya’nın tertip etmiş olduğu üniversite-şehir ilişkilerinin geliştirilmesi toplantısına üniversite adına Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü kurucu öğretim üyesi Dr. Ahmet Yeşil katılmış.  Toplantıda Manisa’da atıl durumdaki tarihi vakıf eserlerinden bazılarının üniversitece aktif hale getirilme önerisine karşılık üç vakıf mülkü eserin( Mevlevihane, Darüşşifa/Şifahane, (avcı kulübü olarak bilinen) Sıbyan Mektebinin) üniversiteye tahsisi uygun bulunmuş ve bunlar 1996’da Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılan tahsis protokolüyle üniversite tasarrufuna geçmiştir. Tahsis protokolünde belirtildiği gibi Mevlevihanenin bir Mevlevi tekkesi olarak etnoğrafik özellikli, darüşşifanın da Tıp Tarihi Ve Deontoloji Müzesi haline getirilmesi tahsis senedi çerçevesinde bir protokolle üniversiteye devredilmiştir. 1964-65’li yıllarda rahmetli Dr. Nihat Yörükoğlu’nun İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ile gerçekleştirmiş olduğu işbirliğine rağmen akım kalmış müze hayali, 30 yıl sonra  gerçekleşme ümidi doğmuştur. Yine de bu protokole rağmen üniversite bugünkü müze formuna ancak 2010’lu yıllarda ulaşacaktır.

1996 dan 2010 yılına kadar şifahane başta Dr. Nihat Yörükoğlunun bağış kitapların olduğu bir kütüphane ve  C. B. Ü. Araştırma Ve Uygulama Merkezleri idari birimlerinin yeri olarak kullanılmıştır..

Hafsa Sultan Şifahanesinin Tıp Tarihi müzesine dönüşü, 2010-2011 yılı eğitim öğretim yılında Manisa ve Yöresi El Sanatları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğüne getirilen Dr. Ahmet Yeşil’in üniversite yönetimince onaylan projesi ile 2011 Martında başlamış, 3 bulan araştırma inceleme çalışmalarından sonra 30 kasım 2013 tarihinde, Başbakan Yardımcısı ve Manisa Milletvekili Bülent Arınç ve diğer Manisa Milletvekillerinin iştirak ettiği bir törenle kapılarını ziyaretçiler açmıştır. Açılışla birlikte halkın büyük ilgi ve alakasına mazhar olan 2014 yılı Hafsa Sultan Şifahanesi Tıp Tarihi Müzesine ilk yıl yaklaşık 120 bin kişinin ziyaret etmiştir.  2015-2016-2017 yıllarında ilk seneye yakın sayıda ziyaretçilerin gelmiş olması Manisaya, Manisa turizmine bir kısım tur operatörlerinin destinasyon yeri olarak müzeyi belirlemesi, müzenin sergilemiş olduğu obje, veri, materyal ötesinde görsel temaların başarılı bir şekilde tertip edilmesiyle doğrudan alakalıdır.

 

Resim:Şifa Tasları

[1][1] Çantay Gönül, Anadolo Selçuklu ve Osmanlı Darüşşifaları, Ankara 1992, s.88-91
[2] Nihat Yörükoğlu, Sağlık Bakanlığına tahsisinde şifahanenin Sağlık Müzesi’nden çok Tıp Tarihi Müzesi haline getirilme beklentisi olduğunu, İstanbul Üniversitesi  Tıp Fakültesinden, Tıp Tarihi Enstitüsüyle temasa geçildiği ancak İstanbul Sağlık Müzesinden 9 sandık içinde 52 pano gönderildiğini belirtir. Yörükoğlu Nihat, Hafsa Sultan ve Külliyesi, Ankara 1993, s. 145

Müze İçeriği

 

 Müze de birebir yaşayan insan modellerinden oluşturulmuş tarihi kostüm içerisindeki 20 silikon heykel ile dağlama sahnesi(2), göz cerrahi sahnesi(2), akıl ve ruh hastalığı (2)ve musiki ile tedavi(4), Merkez Efendi ve yamak(2), Mesir karım sahnesi(4), şerbetçi(1), cumhuriyet dönemine ait bu binanın hamisi Dr. Nihat Yörükoğlu(1) ve ilk Türk ilaç kodeksinin sahibi Dr. Cemil Şenerin(1) hayat hikayeleri dahil olmak tedavi usulleri ve eylemler sergilenmektedir. Müzeye gelenler her bir silikon heykeli büyük ilgi ve alaka ile incelerken, heykellerin doğallıklarından dolayı hayranlıklarını esirgememektedirler. Müzenin görsel sunumları içerisine 14 animasyon filmi yer alırken, sağlık ve tıpla ilgili 50’ye yakın minyatür tablo bulunmaktadır. Müze görselleri içinde şifa ayetleri ve sağlığı ilgilendiren veciz sözler hat tablolarıyla takviye etmektedir. Avluya bakan tüm kapı üstlerinde ceviz üzeri naht sanatının güzel örnekleri yanında özellikle çeşitli odalarda ve avluda yer alan geniş ekranlar marifetiyle müzeye ait belgeseller oynatılmaktadır. Bunun yanında ziyaretçilerin en fazla ilgisini çeken bölümlerden biri kioks ekranlarından burçlarına, hastalıklara, milliyetlere göre( Farabi’den günümüze kadar gelen )Türk müziği makamlarının neler olduğunu öğrenmektedir. Bu yazılımda ziyaretçiler burcularına göre makamlarını öğrendikleri gibi kendi makamına ait örnek eser dinlemektedir.

 

 

Resim: Tıbbi Aletler ve El Yazmaları Odası

 

Müzenin en kıymetli sergi odalarından biri hiç kuşkusuz büyük ilgi gören tıbbı aletler ve tıp el yazmaları koleksiyonudur. Burada 200’e yakın tıbbi cerrahi alet sergilenirken 50’nin üzerinde Osmanlı İslam tıbbının şaheserleri olan tıp yazmalarına ait örnekler bulunmaktadır. Hafsa Sultan Şifahanesi’ni ziyaret edenler görsel bilgilendirme posterlerinde bir taraftan genel tıp tarihi bilgilerini edinirken, bir taraftan da Türk ve İslam hekimlerinin kısa biyografileri, Manisa’da yaşamış Manisalı,  halkın gönlünü fethetmiş çok sevilmiş, hafızalarda yer edinmiş Manisalı Doktorlar posterleri de müzenin ilgi odağı alanlarındandır.  Görsel anlatımlar içerisinde dış avluda sergilenmekte olan tıbbı bitkiler kolleksiyonunda hangi bitkinin hangi derde deva olduğu, faydaları, taş baskı formlarda sergilenmektedir. Gelen ziyaretçilerin tedavi odalarında hatırı sayılır eski ilaç örnekleri yanında tıbbi araç ve gereçler sergilenirken,  şifa tasları, tahmisler, mühürler müzenin özel bölümlerinde yer almaktadır.

 

 

Resim: Göz Cerrahi Odası

Şifahane kuruluşunda nasıl hastalardan ücretsiz almamışsa Celal Bayar Üniversitesi bu geleneği günümüzde üstlenerek  müze ziyaretlerinde  hiçbir ücret talep etmemektedir. Müze resmi tatil günleri dahil(sadece dini bayram günleri hariç)  her gün, sabah 10.00’dan gece 22.00’ye kadar ziyaret edilebilmektedir. Müze de Manisa Celal Bayar Üniversitesinde öğrenimini sürdüren öğrenciler, üniversitenin kısmi zamanlı statüsünde çalışmakta, yöneticiler marifetiyle rehber olarak yetiştirilip gerek bireysel, gerekse grup ziyaretlerinde müze tanıtımını ve rehberliğini ücretsiz yapmaktadırlar.

Resim: İbn-i Baytar El Yazması

 

 

Resim: Ecza-Deva Odası

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın her yıl yayınlanan müze ziyaretçi istatistiklerine göre Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Tıp Tarihi Müzesi belli başlı büyük müze ve ören yerleri (Ayasofya, Selçuk, Efes..vs ) hariç, en çok ziyaret edilen müzeler kategorisinde ilk 10 içerisinde olduğunu iftiharla söyleyebiliriz.

Şehzadeler Belediyesi sınırları içerisinde yer alan müzemiz dört yıl içerisinde Manisa şehir içi nüfusu kadar yani dört yüz bin ziyaretçisiyle Manisa turizmine katkısı, özellikle Manisa dışından gelen ziyaretçilerin miktarı ve ilgisinden de açıktır. Manisa’da gezilebilecek, Manisa’ya gelen misafirlerin götürülebileceği en önemli mekanlardan biri artık Tıp Tarihi müzesidir. Burada sadece müze ziyareti değil, şifa musikisinin sürekli fonda çaldığı iç avluda rahat rahat sohbet yapılabilen sıcak-soğuk içecek yudumlanabildiği nezih bir aile ortamı bulanmaktadır.

Tip Tarihi Müzesi yönetimi olarak yakın gelecekte “yaşayan müze” konseptine uygun olarak tarihi kostümler içerisinde ziyaretçilerimizi zaman yolculuğuna çıkaracak senaryo ve düzenlemeler üzerinde çalışmaktadır. Üniversitemiz Tıp Tarihi Müze örneğinde olduğu gibi Manisa’nın tarihi ve kültür varlıklarını anlatmaya ve korumaya devam edecektir.